Lifestyle

La La Land

tumblr_oaj608zsvy1qfv89lo5_500
 City of stars
Are you shining just for me
City of stars
There’s so much that I can’t see

Who knew
Is this the start of something wonderful
Or one more dream that I cannot make true.

tumblr_oih7xt2os41qzs7uio3_r1_400    tumblr_oida7dm7gw1ueflqxo1_400

Damien Chazelle tarafından yazılan ve yönetilen La La Land teoride çok açıklamaya ihtiyaç duyan bir film değil. Kimisi için demode bir müzikal eseri bile olabilir. Büyük ve renkli afişlerinde “Müzik! Dans! Mutluluk!” barındıran. Güzelliği de burada sanki? Altın Çağ müzikallerine nostaljik bir takdir niteliğinde. Yani yönetmenin en sevdiği filmin Cherbourg Şemsiyeleri olmasına hiç şaşırmamalı. Buram buram melankoli. I’m all about that life.
“New York, New York”un post modern bir tutku ile bir araya gelmesi gibi. 50’lerden kopmuş ve bir parçası bize ulaşmış Singing In The Rain. Bunu filmin her açısında görüyoruz. Hayal vs Gerçek. Renk skalasından, kostümlere, karakterlerden şarkılara kadar.
Film aynı zamanda ana akım elementleri barındırıyor ve bunlar o kadar oturaklı ve duruma özgü ki neredeyse tahmin edemiyorsunuz.

tumblr_oaj608zsvy1qfv89lo4_540

Caz piyanisti adam oyuncu olmayı amaçlayan kadın ile tanışır. Bu tanışma da 21.ci yüzyılın tutarsız özgürlüğü ile. Film tam anlamıyla bir aşk hikayesi ama aynı zamanda sanata artık inanamayan bir dünyada gerçekten bir sanatçı olmanın zorluklarını da konu alıyor. Yönetmenin bundan önceki filmi Whiplash gibi – ton aynı olmasa da- hikayede ödün veriliyor. Üçlü filmcilik. Kalbi, gözü ve zihni kancalıyor. Tökezlediğiniz anda ise daha da güzelleşiyor. Filmi izlemeyenler için bu yazıda detay vermeyeceğim. Söylenebilecek şeyler ise Sinematografi ( Linus Sandragen! O nasıl bir lens), Müzik ( Belki de en iyi kısmı! Hele bir de benim gibi bir caz sever için), Oyunculuk (Emma Stone – Şarkı söyleme sesindeki tereddüt ve kırılganlık muhteşemdi. Ryan Gosling hakkında konuşmak istemiyorum bile) Yönetmenlik. Tek kelimeyle kusursuz. Bu blogda böyle bir yazı yazmamın sebebi de bu belki de. Uzun zamandır sinemada izlediğim en güzel ve beni bu denli etkileyen eserdi. Eser evet. Sanat eseri, to be exact. Filmin müzikal sahneleri tek çekim. Hikayenin gözler önüne yavaş yavaş serildiğini deneyimliyorsunuz. Hear hear, Fred Astaire!

tumblr_oaj608zsvy1qfv89lo6_500

Filmi izlemeseniz bile lütfen müziklerini dinleyin. Özellikle Mia & Sebastian’s Theme.
Justin Hurwitz beni adeta akılda kolay kalan ama içinde bulunduğumuz zamana uymayan o şarkıların güzelliğinde kibarca sarsıyor. Filmin genel olarak müzikleri o kadar hoş sesli bir başarı ki bazı anlarda George Gershwin’in o acıtatlı heybetini anımsatıyor.
Albüm linkine buradan ulaşabilirsiniz.

tumblr_oaj608zsvy1qfv89lo1_500

Bu sıkıntılı ve alaycı zamanlarda 2 saatliğine de olsa bambaşka bir dünyada olmak, işte sinemayı bu yüzden seviyorum demek, her şeye rağmen biz değersiz insanların yaptığı hataların üzerine çıkabildiği ve bunun da hikayeye belli ve bir o kadar da ilginç bir irtifa kazandırmasını izlemek isterseniz, sizi en yakın sinema salonuna almak isterim. La La Land hem ruh hem de göz için muhteşem bir ziyafet.
Sinema salonlarında tanıdık bir yüze rastlayabilirsiniz. Zira bu son izleyişim olmayacak.

A love letter to all dreamers out there.

Ok, La La Land, you did it. You killed me. It’s okay. I didn’t need my heart anyway.

Sevgiler,
İ.

Advertisements
Standard

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s